← Yazar Günlüklerim
Yazarın çalışma masası

Yazarın Not Defteri #6

İlle de Kurgu

Roman içindeki her şeyin bir şekilde hikâyeye hizmet etmesi cepteydi, bir de üstüne el arttırıp çatışmasız hikâye olamayacağını da böylelikle öğrenmiştim. Hani, okuyucuyu kitaba çağıran, kitapta tutan ve devam etmesine aracılık eden, şu meşhur çatışma! Normal hayatta benzersiz iç çatışmalar, en korkunç senaryolar, en basit olaydan facia dolu kurgular yaratabilen, en berbat senaryoları yazmak konusunda her şeyden herkesten önde giden, hayat bir veriyorsa o bin misliyle üstüne koyan zihnim, konu kurgu yapmaya geldiğinde gözüne fener tutulmuş gibi kala kalıyordu. Çalışma hayatımın büyük bir bölümü Kadıköy-Eminönü-Karaköy vapur hattında geçmişti. Uzun yıllardır değişmeyen bir hayatı olduğunu düşündüğüm bir yolcunun arkadaşlarıyla olan konuşmasını hiç unutamamıştım: “30 yıldır hep aynı. Bir şey olsa da hayatımız değişse!” Adamın sözlerini, şaşkınlık, öfke ve korkuyla dinliyordum. Adama dönüp, “Hayatın öyle bir değişir ki, o 30 yılı mumla ararsın, o da yetmez az önce söylediğin tüm sözcükleri de teker teker ve zorla yutmak zorunda kalırsın” diye kükremek istemiştim tam da o an. O adama o cevabı veremedim, ama onun bu sözlerini de hiç unutamadım!

Hani derler ya zor zamanlar olacak ki iyi zamanların kıymetini bileceksin. Ben böyle bir iddiaya paramı koyamıyordum. Hele de hayatın hep iyi gitmesi meselesinin sıkıcı olacağı konusundaki görüşlere zerre katılmıyordum. Siz bana verin o sıkıcı hayatı, bakın ben onu öyle bir güzel süslerim ki, feleğiniz şaşar demek istiyordum. Hayatta sanat diye bir şey vardı ve yapay zekanın fink attığı şu anda elimizde çok daha fazlası vardı. İnsana bahşedilmiş “yaratıcılık” diye bir armağan vardı ve tüm o kaynaklarla birlikte insanın sıkılmasının mümkün olmadığına inanıyordum. Sözün özü, bana kalsa insanın ne gerçek hayatta acıya ne de kurguda çatışmaya ihtiyacı yoktu. Gel gör ki benim bu hiçbir yerde karşılığı olmayan hayalim sadece ve sadece sevgili amigdalamın hiperaktif yaşam biçimini benimsemesinden kaynaklanıyordu. Tam da bu yüzden aynı hiperaktivite kurgu yazmak için tam bir hazine olabilecekken tüm yeteneğini gerçek hayatta ortada olmayan tehlikeleri kurgulamak için kullanıyordu. En olmadık şeyleri bile ölüm kalım meselesi haline getirme potansiyelini kendine saklıyor, beni çileden çıkarma konusundaki yeteneğini beslemekten başka bir şey düşünemiyordu. Tersinden bakarsak, günlük dozda bunu o kadar gerçekmiş gibi alıyordu ki, konu benim romanıma geldiğinde sahte dozlarla uğraşmaya tenezzül etmiyordu artık.

← Önceki Sonraki →