← Yazar Günlüklerim
Yazarın çalışma masası

Yazarın Not Defteri #7

Kahramanın Sessiz Yolculuğu

Nihayet bir gün, bu bir gün ilk yazdığım roman taslağını da sayarsak 10 yılımı almıştı, roman yazmak istemediğime karar vermiştim. Aslında önce, kendime yediremesem de bir gün ille onu da yapacağıma inanarak, kurgu yapamadığımı kabullenmiştim. Hem zaten zorunda mıydım? Ne münasebet? Kahramanı da yolculuğunu da onun ortada olmayan hikayesini de biraz geç de olsa, tanrısal bir armağanla kendisine hediye edilmiş olanlara bırakıyordum. Her şey bana kalsa ben yine de kurgu yazacağıma emindim. Lakin onun hiçbir zaman gerçek dünyaya ait bir hikâye olamayacağını öğrenmiştim. Oturup derin sohbetler yapmaktan, yaşadıkları olayları analiz etmekten, düşüncelerinin engin havzalarında gezinmekten başka dertleri olmayan insanların yaşadığı, benim için ütopik ve belki okuyan için distopik bir hikâyeye dönüşeceğini de biliyordum. Üstelik kendi içinde bir derdi olsa da bilinen tüm teknikleri alt üst ettiğim bir ilk roman denemem zaten vardı.

Her şey tamamdı; roman yazmaktan da kurgu yapmaktan da çatışma bulmaktan da vazgeçerdim. Fakat büyük bir titizlikle bir geçmiş ve bir gelecek çizdiğim, ete, kemiğe ve bir sese büründürdüğüm karakterlerimden nasıl vazgeçecektim? Onlar bu derme çatma yarattığım dünyanın içinde sıkışmışlardı ve hayalini kurduğum hikayeleri de böylece yarım kalıyordu. Nazım Hikmet’in Vasiyet’inde bahsettiği ölüler gibilerdi artık. Sağır, kör, dilsiz… Onları öylece çürümeye terk etmiş olmaktan dolayı içim sızlıyordu. Tam da bu yüzden masa başına geçip fiili olarak yazamasam da onları yeniden hayata döndürmenin yollarını aramaktan da vazgeçemiyordum. Tüm yeteneksizliğimi şık bir elbise gibi giyinip, bunun utancını sırtıma yüklenerek, eğilip bükülmeden, hiç bozuntuya vermeden devam edebilirdim. Gel gelelim onlar bana kapatıldıkları yerden bir şekilde ulaşmayı başarıyorlardı.

← Önceki Sonraki →