
Yazarın Not Defteri #2
Cayır Cayır
Hikâyeye en baştan başlamak istiyordum. Unutmanın insan için bir elzem olduğu aşikardı, ama şimdi artık hayatta olmayan sevdiklerimin mimikleri, seslenişleri, onlarla birlikte toprağa karışacak daha bir yığın tanıdık şey gibi eğreti duruyordu zihnimde. En değerli anılar bir anda ben daha onları yakalayamadan elimden uçup gideceklerdi, biliyordum. Gel gör ki hayat zalim bir öğretmen gibi, bir zamanlar hayatının olağan bir parçası olan, aniden hatırladığında neden unutup gittiğine hayıflandığın, sırf bu yüzden kendini nereye gizleyeceğini şaşırdığın anılarını hatırlayabilmenin bir ihtiyaç olduğunu, her seferinde eline aldığı cetvelin kenarıyla parmak uçlarıma vura vura öğretiyordu. Sırf bunun için aylarca sevdiklerimin sadece fotoğrafları olduğu için hayıflanabiliyor, daha fazla video bulabilme umuduyla toprağı eşeler gibi arşivleri didikliyordum. Bununla da kalmayıp etrafımdaki herkese sevdiklerinin (özellikle yaşça çok büyük olanların) videolarını çekmeleri gerektiğini bağırmak istiyor, ama bunu akıl edememiş olmanın verdiği eksiklik hissi ile onu da yapamıyordum. Bunun aynı zamanda karşı tarafın sevdiklerinin hayatta olmasına içerler gibi “eh seninkiler de bir gün gidecek” demeye gelmesinden de aklımdan geçen bu zihniyetten de deli gibi utanıyordum.
Diğer yandan tüm bu özleme inat eder gibi arkama bakmadan kaçtıklarım da vardı. Bazen görmeye dayanamadığım bir hırka, zihnimden tamamen silmek isteyeceğim bir koku, bazen de gitmekte imtina edeceğim bir mekân oluyordu. En çok da müzik! Bir zamanlar onsuz yapamadığım müzik, bu sefer beni hatırlarımın en ücra köşelerine çekmesin istiyordum. Çünkü o ücra köşelerde tüm diş etlerimi sızlatan kaybın acısı duruyordu ve ben oraya yeniden dönmek istemiyordum. O müzikler canlı bir hayatı anlatıyordu, oysa ben bugün burada ölmüş bir hayatın gölgesinde, unutmak istemediklerimi unutmak için cayır cayır yanıyordum.