
Yazarın Not Defteri #1
Bir Başlangıç Meselesi
Yazmak daha çok bir arkadaşlık etme meselesi benim için. Birçokları gibi elbette ben de günlüklerle boğuştum uzun zaman. Fakat onlardan önce en çok mektuplar vardı hayatımda. En yakınımdan en uzağımdakine kadar yazdığım mektuplar. Cep telefonlarının, mesajların, WhatsAppların olmadığı zamanlar bunlar, evet! Yazdıkça, ama en çok da okudukça çoğaldı yazma isteğim ve yazma sebebim. Hayatıma girenlerle, çıkanlarla evrildi ve nihayetinde bir arınma meselesine dönüştü. Çünkü yazmak hayallerimde bile olsa beni canlı canlı buluşturacağına inandığım her şeyi ve herkesi de ortadan kaldırmama yardımcı oluyordu. İyi de yalnızlığımın içinde bana eşlik etmekten öteye gidememiş günlüklerimden kime neydi? O zaman kurgu için de kollarımı sıvamalıydım. Sıvadım ama kollarımı değil. 😊
İlk katıldığım roman atölyesi benim için tam bir fiyaskoydu. Hiçbir şeyden haberim yoktu. Yaratıcı yazarlık denemelerim berbattı. Orada tek ilgimi çeken karakterleri yaratma bölümüydü. Biraz daha tiyatral geldiği için atölye sonrası ben karakterlerimi çalışarak hiçbir plan, özet, taslak yapmadan yazmaya başladım. Nasıl başladım ben de bilmiyorum. Şimdi aynı şeyi bir daha yap deseniz mümkün değil yazamam. Bittiğini düşündüğüm romanımın bir roman olmaktan çok uzak olduğunu daha sonra katıldığım eğitimlerden anlayınca, yine de vazgeçmedim ve elimdeki metni bir o atölyede bir bu atölyede evirip çevirmeye devam ettim. Nihayet bir gün, bu bir gün ilk yazdığım roman taslağını da sayarsak 10 yılımı almıştı, roman yazmak istemediğime karar verdim. Karar verdim vermesine de karakterlerim benim için çoktan ete kemiğe bürünmüştü ve şimdi benim yüzümden bir dosyanın içinde sıkışıp kalmışlardı. Bilmeyen için tarifi mümkün olmayan bir vicdan yüküydü bu. Ben de ancak bir gün onları geri getirmenin yollarını arayacağıma söz vererek bu yükü şimdilik bir kenara kaldırdım.