
Kitap Yazıları #1
Peri Masalı - Stephen King
Stephen King’in korku kitaplarını ne çok severdim. Öylesine içine alırdı ki beni evde bir ses olsa, yerimden sıçrayarak başımı kaldırıp etrafı kolaçan ederdim. Fantastik kitapları bende aynı etkiyi yaratmayınca (gerçi çok da şans vermedim kendisine) bir daha okumayacağıma dair sözüm vardı kendime. Gel gör ki dayanamayıp Peri Masalı’nı aldım bu kez. Kitap Gökçe Yavaş çevirisi ile Altın Kitap’tan 2023 yılında çıkmış.
Kitabın ilk bölümünde, bildiğimiz dünyada geçen bölümünde, okurken biraz ağır ilerlediğine dair düşüncelerim olsa da, arada verdiği bir sinyalle “Ah, bir “Hayvan Mezarlığı” gelir mi be!” diye heveslenmeden de edemedim. Maalesef kitapta ilerledikçe korktuğum başıma geldi ve kitap git gide ağırlaştı, yavaşladı. Pek çok sembolün okurun gözüne gözüne sokulmuş olması da beni rahatsız etmeye başladı. Kahramanın yolculuğu, o yolculukla birlikte gelen tanıdık motifler, kötülük ve iyilik meselesi… İşte bu iki kavramın etrafında belki de hikâyenin bu kadar uzun ve yavaş, 703 sayfa gibi kalın bir kitap olmasına sebep olan meseleyi de adım adım anlamaya başladım. Bu adımlardan ilki kötülüğün sevgi üzerinden tasviriydi. “Bence birini sevmek için neden bulunur her zaman ama bazen nefret öylece ortaya çıkıverir. Başıboş dolaşan kötülük gibi…”(s.578) Elbette insani kusurluluğumuzdan dolayı kahramanın da kendi payına düşeni aldığı kötülük hani... “Bir karanlık, diye düşündüm. Kendi karanlık kuyumu, uzak durmam gereken bir kuyu...” (s.587). Tam da bu kötülük meselesi ile birlikte keşfimin ana motifine ulaştım. Uçuşkıran’ın taşındığı mor perdeli, dört kollu tahtırevanla (s.647), Kitab-ı Mukaddes Eski Ahit bölümünde sıklıkla geçen mor renge, tanrısallığa, perdenin ise, Tanrı’nın tapınağındaki en kutsal yeri ayıran perdeye atıfta bulunuyor gibi gözükmesinin, elbette ters yüz edilip bu sefer kötülük için kullanılmasının, rastlantısal olamayacağına dair şüphe tohumları düştü zihnime. Nihayetinde, GogMagog (s.656) olarak seslendiği bu canavarı on bin yıl sonra gelebileceği şekilde kuyuya göndermesi hikayesini okuduğumda, şüphe yerini netliğe bıraktı.
“Yeryüzünün dört bucağındaki ulusları -Gog'la Magog'u- saptırmak, savaş için bir araya toplamak üzere zindandan çıkacak. Toplananların sayısı deniz kumu kadar çoktur.” İncil - Vahiy 20:8
“Melek ejderhayı -İblis ya da Şeytan denen o eski yılanı- yakalayıp bin yıl için bağladı. Bin yıl tamamlanıncaya dek ulusları bir daha saptırmasın diye onu dipsiz derinliklere attı, oraya kapayıp girişi mühürledi. Bin yıl geçtikten sonra kısa bir süre için serbest bırakılması gerekiyor. ” İncil - Vahiy 20:2-3
Şimdi ise elimde tuttuğum bu koca ve ağır kitabı onun eski kitaplarıyla mukayese etmeyi bir kenara bırakıp düşünüyorum. Belki de Stephen King “Peri Masalı” ile kendi yarattığı yeni mitosa, ya da kendi kutsal kitabına ve aynı zamanda bu dünyada yaşadığımız irili ufaklı mucizelere, rastlantı sayılmayacak eş zamanlılıklara göz kırpıyordur, kim bilir. “Geldiğim dünyayı sorarsan… bence tüm dünyalar sihirli. Sadece sihirlerine alışıyoruz.” (s.588)